Çocukluğumu “Bana” Bırak

Çocukluğumu “Bana” Bırak

Ekim 19. 2017

Mor Salkım olarak BM Dünya Kız Çocukları günü farkındalığı için Çocukluğumu ‘BANA’ Bırak sergimiz üç ortaöğretim kurumundan öğrencilerin çalışmasıyla; çocukların kaleminden resimler, mektuplar ve gazete kupürleri olmak üzere ve açılış kokteylinde Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinden Burcu ve Atahan müzikleriyle bizlere destek verdiler. Sergimiz 18 Ekim 2017 tarihine kadar Nilüfer Dernekler Yerleşkesi’nde ilgilileriyle buluşacak.

11 Ekim Günü Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler tarafından alınan kararla 2012 yılından itibaren “11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kutlanmaya başlamıştır. Bu karar Türkiye, Kanada ve Peru’nun önerileriyle alınmış olup; kararda “Birleşmiş Milletler Bin yıl Kalkınma Hedefleri”ne ulaşılması ve kız çocuklarının kendilerini etkileyecek kararların alınmasına katılımı açısından kız çocuklarının desteklenmesinin, güçlendirilmesinin ve onlara yatırım yapılmasının son derece önemli olduğu, ayrıca bunun başarılmasının kız çocuklarına karşı ayrımcılık ve şiddeti önleyeceği, onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlayacağı belirtilmiştir.Ayrıca kararda, kız çocuklarının güçlendirilmesinde ailelere ve toplumlara büyük rol düştüğü de vurgulanmaktadır.

Kadınlık ve çocukluk durumu bir araya geldiğinde toplumsal cinsiyet bakışıyla yaratılan kız çocuğu kavramı karşımıza çıkıyor. Bu tanım da temelde eşitliği bozan ve hak ihlallerini pekiştiren bir durum olarak yansıyor.Toplum tarafından cinsiyetlendirme -ki bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yaratır- çocuklukta başladığı için, kız çocuğuna yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılık meşru bir zemin kazanıyor.Çocukların toplum tarafından cinsiyetlendirilmeye ihtiyacı yoktur, onların “çocukluk” durumları vardır ve bu yeterlidir. Buralardan “kız çocuğuna” baktığımızda toplumda kendinden yaşça büyük bir adama eş olarak uygun görülen, eğitimde din ve ideoloji içinde kendine yer bulmakta ya da kendini gerçekleştirmekte zorlanan, şiddetin her türlüsünde ve en acımasızı olan cinsel şiddetin nesnesi haline getirilen, medya içerisinde tüketimin sürekliliği için bir araca dönüştürülen, toplumsal cinsiyet kalıpları içinde, güzel, sevimli, hanım hanımcık olması beklenen, engelli kız çocuğunda ise hem gönüllerde samimiyetsiz bir acıma duygusu hem de erkek zihinlerde birer cinsel obje haline getirilen bir kız çocuğu görüyoruz.Bütün bunları tek tek sıralamayı bıraktığımızda ise; yaşam hakkı, gelişim hakkı, eğitim-sağlık hakkı, kendini ifade etme hakkı gibi temel haklarının ihlal edildiğini ve bir kız çocuğu olarak var olma durumun ortadan kalktığını görüyoruz. Üstelik bunları tutulan istatistiki verilerle de destekliyoruz. Sonuçları hepimizin canını çok yaktığında ise; belirli gün ve haftalara sığınıyoruz.Meseleyi toplumun ve devletin çocuk algısı üzerinden değerlendirmek ve bu algıyı değiştirmek için çözümler üretmek yapılabilecek en önemli katkı olacaktır.

Doğum kaydı, hem çocuk evliliğini sona erdirmek için bir yanıt ve önleme aracıdır!

Doğum hakkı kaydı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde “her çocuk doğumdan hemen sonra kayıt altına alınacak ve doğumdan itibaren ad ve uyrukluğa sahip olacak” sözü ile güvence altına alınmıştır.Doğum kaydı, çocuk evliliğini sona erdirmek için bir yanıt ve önleme aracıdır. Bir doğum belgesi, tartışılmaz bir yaş kanıtıdır ve asgari yaş evlilik yasalarını uygulamak için gerekli bir araçtır.İlk 6 madde arasında, kamuoyunda büyük tepki toplayan müftülere resmi nikah yetkisi verilmesi ve doğum kaydını yazılı belge yerine sözlü beyanla yapılması yer alıyor.  müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi üzerinden tepki toplayan tasarıya göre, sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanla yapılması yeterli olacak.Yaşadığımız bölgede evde doğumlarla zaten çok karşılaşıyoruz. Bu durumun tek gerekçesi çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarını –ceza almaktan korktukları için-  hastaneye getirmemeleri idi.

Tasarının 5. Maddesine göre, evde yapılan doğumlarda, çocukların doğum bildirimi sözlü beyan yeterli olacak.

 

Yine gündem kadın!!

Bu tasarı ile müftülüklere nikah yetkisi vermek kadınların mücadeleyle kazandıkları kadın erkek eşitliğinin ortadan kaldırılması, kadınların evlenirken dahi söz haklarının ellerinden alınması demektir. 

2015’te Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karar ile resmi nikahtan önce dini nikahın kıyılmasının cezalandırılması hukuka aykırı olduğu için, tek başına dini nikah yasal hale getirilmişti.

Ayrıca 2016’da Türk Ceza Kanunu’nun Cinsel İstismar başlıklı 103. Maddesiyle düzenlenen “çocukta rızanın olup olmaması” konusundaki yaş sınırı 15’ten 12 yaşa indirildi. Yani önceden 15 yaşın altındaki çocuklarda cinsel istismarda rıza aranmazken, bu değişiklik ile 12 yaşın üstünde olanların keyfi olarak cinsel ilişkiye girebilecekleri kabul edilmiş oldu. Sanki bu yaştaki bir çocuk cinsel ilişkinin ne olduğunu bilecek, sonuçlarını ve kendisine vereceği zararı algıyabilecekmiş gibi…

Ve tabii ki müftülerin resmi nikah kıyma yetkilerine sahip olmaları ile evde doğum yapabilme hakkını hepsini bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor.Gizlice yapılan dini nikahlar ve evde doğumlar artık rahatça yapılacağı gibi, küçük yaşta kız çocuklarının alınıp satıldığı, başlık paralarının havalarda uçuştuğu, kız çocuklarının okutulmadığı, küçük yaşta istismara uğrayan binlerce kız çocuğunu anne olarak dolaştığı bir düzen.

Biz kadınlar tabi ki özgürlüklerimizin elimizden alınacağı bu düzene karşı çıkmalı ve mücadele etmeliyiz. Bizler mücadele ile kazanacağız.

Çocuklar için daha iyi bir dünya dileğiyle…

posted by
«
»