Nafaka Çalıştayı Bursa’da Gerçekleşti

Nafaka Çalıştayı Bursa’da Gerçekleşti

Haziran 29. 2019

Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği 28 Haziran 2019 tarihinde Emekli Hakim Av. Eray Karınca ve İstanbul Barosu Avukatlarından Hülya Gülbahar’ın sunum yaptığı bir “Nafaka Çalıştayı” düzenledi. Almira Hotel’de yapılan çalıştaya 45 avukat ve çeşitli kadın örgütlerinin temsilcileri katıldı. Programın açılışını yapan Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği avukatı Aybüke Çakırel bir süredir kamuoyunda tartışmaya açılan yoksulluk nafakasının süreli olması hatta kaldırılması talebini dikkatle takip ettiklerini; ve bu nedenle, ülkemizde yaşayan her kadını yakından ilgilendiren bu konuya ilişkin bir çalıştay düzenlediklerini ve nafaka konusunu uzmanlar hukukçular ile tüm yönleriyle tartışmaya karar verdiklerini belirtti. Açılışta söz alan Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği kurucu ve başkanı Dilek Üzümcüler, derneğin uzun süredir konusunda uzman olan avukatlarla çalışmalarının devam ettiğine, bu çerçevede şiddete karşı 6284 sayılı yasa ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi konulu etkinlikler düzenlediklerine işaret etti. Tüm bu çalışmalara ve son nafaka çalıştayına destek veren gönüllü avukat grubuna da teşekkür ettiğini belirtti.

Neden Nafaka Çalıştayı düzenledik?

Öncelikle ifade etmek gerekir ki; nafaka tartışması kamuoyunun önüne nafaka mağduru erkekler olduğu iddiası üzerinden getirilmiş, tekil örnekler üzerinden yürütülen mağduriyet propagandası ile yasal düzenleme yapılarak boşanan kadınlara bağlanan yoksulluk nafakasının 1-3 ya da 1-5 yıl ile sınırlandırılması talebi gündeme getirilmiştir.

En sık dile getirilen örnek, birkaç günlük evlilikten kaynaklı ömür boyu nafaka ödendiği iddiasıdır. Nafaka dosyalarının ne kadarı bu durumdadır, kaç kişi bu şekilde nafaka ödemektedir bilinmemektedir. İleri sürülen mağduriyetlere ilişkin hiçbir bilimsel kriter, araştırma veya veri sunulabilmiş değildir. Bu tür verilerin ve araştırmaların mevcut olmadığı da yetkililer tarafından dile getirilmektedir. Kadın örgütlerinin tüm taleplerine rağmen bu çalışma nedense hala başlatılmamaktadır. Tanımı, sayısı, oranı belirsiz bir mağdur erkekler iddiası üzerinden yasal değişiklik girişimi son derece sakıncalıdır. Kaldı ki sınırlı sayıda mağduriyet olsa bile, her türlü eşitsizlik ve cinsiyetçi politikalar altında yoksulluk ile hayatlarını sürdürmek durumunda kalan ülkemiz kadınlarının yaşamakta olduğu ekonomik, psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddet tablosunun dikkate alınması gereklidir. Yoksulluk nafakası gibi kadınlar ve çocukları açısından yaşamsal önemde bir konunun gerçek olup olmadıkları bile kuşkulu olan tekil erkek mağduriyet iddiaları üzerinden tartışılması konuyu özünden uzaklaştırmaktadır.

Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı verilere göre 2018’de 24.708 nafaka davası açılmıştır. Açılan bu davaların 2.411’i yoksulluk nafakası talepli olup 3.155’i ise (çocukların nafakası da dahil tüm nafaka türlerini içerir şekilde) nafakanın kaldırılması taleplidir. Aynı verilere göre, 2018 yılında 28.012 nafaka davası karara bağlanmıştır. Bu kararlardan, 4.705’i davanın kabulü, 13.391’i davanın kısmen kabul kısmen reddi, başka bir deyişle bir takım taleplerin kabulü ile diğer taleplerin reddi, 2.236’sı feragat, başka bir deyişle davadan vazgeçilmesi, 156’sı ise sulh yani uzlaşma ile sonuçlanmıştır. Karara bağlanan bu davaların yalnızca 11.012’si 2018 yılında açılmıştır, 14.317 dosya sayısı ile çoğunluğu ise 2017’de açılmıştır. Görüldüğü üzere nafaka talepli dosyaların çoğunluğu 1 (bir) yıldan uzun sürede karara bağlanmaktadır.

2018 yılında yoksulluk nafakası talepli 2.706 dava karara bağlanmıştır. Bu kararların yalnızca 484 tanesi davanın tam kabulüdür. Çoğunluğu oluşturan 1.009 kararın kısmen kabul kısmen red şeklinde olduğunu görüyoruz ki bu da genel olarak talep edilenden daha düşük nafakaya hükmedildiği sonucuna ulaşmamıza neden oluyor.

Kadınlar şiddetten uzaklaşmak, çocuklarının velayetini alıp onları koruyabilmek ve bir an önce boşanmak gibi nedenlerle, hak ettikleri halde nafaka talebinde bulunamıyorlar.

Mor Salkım Kadın Dayanışma Merkezimize ulaşan kadın sayısı 2018 sonu itibari ile 5508’dir. Danışanlardan 202 kadın tedbir nafakaya fakat ilk 3 aydan sonra icra yoluyla da olsa nafakalarını alamamışlardır. Boşanma süresinin uzamaması için kadınlar bir yıl kadar sonrası nafakadan vazgeçmektedirler. Yoksulluk nafakası talep eden 102 kadın  boşanamama kaygısıyla nafakadan vazgeçmiştir. Adresleri belli olmaması için danışan 1200 kadın nafakasını alamamıştır. Çocukların velayetini alabilmek için 3924 kadın nafaka talebinde bulunmamıştır. Ayrıca kadınlar çalışmaya başlayınca 2 eski koca nafaka talebinde bulunmuştur.

Kadınların yoksulluk nafakası ihtiyacı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır

Konuşmacılardan Av. Eray Karınca kadınların yoksulluk nafakası ihtiyacının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığına vurgu yaparak dava örnekleri ve yasal sürece dair bilgiler verdi. Özellikle ‘TMK 169. maddesine göre tarafların talebine gerek olmaksızın hakim re’sen tedbir nafakasına hükmetmelidir çünkü bu hüküm emredici niteliktedir. Ancak maalesef hakimler bu noktada tersi yönde karar verebilmektedir ve bu bakış açısının değiştirilmesi gerekir. Tedbir nafakası kadınları boşanma davası açtığına pişman etmeme maddesidir. Bu madde nedeniyle kadınların ve varsa çocuklarının boşanma davası sırasında barınmasından beslenmesine kadar yaşamak için gerekli ihtiyaçlarını karşılayacak bir tedbir nafakası bağlanmalıdır’ vurgusunu ekledi.

Av. Eray Karınca; ‘Nafakaya karşı yönlendirilen tepkilerde çeşitli gruplar ‘nafaka mağduru’ olduklarını ifade etmektedir ancak mağdurluk ceza hukukunda bir suç nedeniyle hakları ihlal edilmiş kişileri tanımlar. Hukuki olarak mağdur sıfatının burada kullanılması dahi doğru değildir’ dedi.

Ayrıca “TMK 176. maddesi ile çeşitli sebeplerle yoksulluk durumu ortadan kalktığından yoksulluk nafakası da kaldırılabilmektedir. Dolayısıyla zaten yoksulluk nafakasının her koşulda süresiz olduğunu iddia edenler bu maddeyi görmezden gelmektedir” vurgusunu yaptı.

Av. Hülya Gülbahar; kadına yönelik şiddetin ağırlıkla fiziksel ve cinsel şiddet kısmının üzerinde durulduğunu ekonomik şiddetin ve özellikle de ev içi emeğin ekonomik değerinin hala yeterince görünür olmadığını belirtti. Ailede ve toplumda kadınları yoksullaştıran politikaların, kadınlara dayatılan erkeklere hizmet ve itaat rolü ile bağlantılı olduğunun, kadının ev içi emeğine ücretsiz el koymanın kadınların yoksullaştırılmasında kritik bir önem taşıdığının altını çizdi. Boşanan kadınlara bağlanan yoksulluk nafakasının süresine ve hatta nafaka hakkının kendisine karşı çıkanların, aslında evlilik içinde edinilen malların eşit paylaşılmasından, evlilik törenlerindeki takılara kadar, kadınların ekonomik haklarının tümüne ve topluca saldırmaktadırlar dedi.

Gülbahar, “boşanmış babalar, nafaka mağduru kocalar” vb. adlar altında örgütlenen bu grupların, tekil ve çarpıtılmış örnekler üzerinden “mağduriyet hırsızlığı” ile kadın karşıtı bir algı operasyon yürüttüklerine değindi. Nafaka mağduru olduğunu iddia eden kişilerin büyük bir kısmının, çocuklara ödenen iştirak nafakasını, kadına verilen yoksulluk nafakası gibi lanse edip yanlış bir algı oluşturduklarını’ vurguladı.

Nafakanın ölüm ve evlilik halinde kendiliğinden, yani dava açılmasına gerek olmaksızın kalktığını; fiilen birlikte yaşama, taraflarının mali durumunun değişmesi gibi nedenlerle de mahkeme kararıyla kaldırılabileceğini ya da azaltılabileceğini belirtti. Nafakanın ‘(kendiliğinden sona erinceye ya da mahkeme kararıyla kaldırılıncaya kadar) süresiz olduğunun yani, süre sınırlarının yasada açıkça ve tane tane gösterildiğinin altını çizen Gülbahar, çeşitli ülkelerdeki benzer uygulamalardan örnek verip, İngiltere ve Almanya’da nafakanın borçlunun ölümünden sonra da sürdüğüne değindi.

Anayasa Mahkemesi’nin, yoksulluk nafakasının süresiz olmasına ilişkin yapılan iki iptal başvurusunu da reddettiğini hatırlatan Gülbahar, “kanun değişmesin, ama yargıçlar nafakaya süreli olarak kendileri karar versin” yorumlarını da eleştirdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 31.5.2010 tarih ve 7918/10493 sayılı kararıyla mahkemelerin kendiliklerinden süreli nafakaya karar veremeyeceğini, bunun açıkça kanuna aykırı olacağını belirten kararına değinen Gülbahar, nafakanın süresi konusunda yasa değişikliğine de, içtihat değişikliğine de gerek olmadığını vurguladı.

 

Sunumların ardından, atölye çalışmaları gerçekleştirildi.

Nafakaya ilişkin karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri:

 

Nafaka konusunun asıl mağduru kadınlardır. Kadınlar, ihtiyaçları olduğu halde şiddet içeren ilişkilerden bir an önce kurtulabilmek ya da çocukların velayetini alabilmek için birçok durumda nafakadan vazgeçmektedir. Birçok kadın nafakaya ihtiyacı olduğu ve yasal olarak hak kazandığı halde cinsiyetçi yargı pratikleri nedeniyle nafaka bağlanmamaktadır. Nafaka bağlandığı durumlarda ise genellikle 200-300 TL bandında ve yoksulluk sınırına dahi yaklaşmayan nafakalara hükmedilmektedir. Birçok kadın bu cüzi miktardaki nafakayı da tahsil edememektedir. Bu nedenle nafaka konusunun gerçek mağduru kadınlardır.

  • Kadınların yoksulluğu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk nafakası, kadınları bir cins olarak ekonomik şiddete maruz bırakan toplumsal cinsiyet rollerinin bir sonucudur. Bu nedenle cinsiyet temelli yoksulluk ortadan kaldırılıncaya kadar zorunlu bir kurumdur.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olan kadın yoksulluğunun boyutları, bu yoksulluğu giderecek politikalar ve nafakaya dair cinsiyetlendirilmiş istatistikler tutulmalıdır.
  • Kayıtlı ekonomiye geçiş yapılmalıdır. Kayıt dışı ekonomi nafaka bağlanmasına engel olduğu gibi, bağlanan nafaka miktarını düşürmekte ve tahsilini zorlaştırmaktadır.
  • Ekonominin kayıt dışılığından ve kolluk güçleri ile yargının kadının ekonomik hakları konusundaki umursamazlığından yararlanan birçok nafaka yükümlüsü, sigortasız çalışma ve mallarını üçüncü kişilere devretme yolunu tercih etmektedir. Bu kişilere karşı önleyici ve sorun çözücü tespitler kısa sürede yapılamamaktadır. Muvazaalı devirlerde iptal davası açma süresi uzatılmalıdır, iptal davaları hızlı bir şekilde sonuçlandırılmalıdır.

 

  • Polis tutanaklarının gelişi güzel tutulması, bilgi eksiklerinin olması, sosyal ekonomik araştırmanın yeterli olmaması, birçok durumda tarafların kendi beyanlarından ibaret olması kadınlar için hak kaybına yol açmaktadır. Kolluk görevlileri için, maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayacak araştırma kılavuzları hazırlanmalı, tutanak tutmalarına dair bir eğitim verilmelidir.
  • İştirak, tedbir ve yoksulluk nafakaları kasten karıştırılmaktadır buna karşı dikkatli olunmalıdır. Çocuklar için ödenen iştirak nafakasının çocuğun bakımı kendisine bırakılan anneye veriliyor olması kadının kendisi için nafaka verildiği anlamına gelmez. Adı üzerinde iştirak nafakası çocuğun ihtiyaçları için bağlanmaktadır ve çoğu kez buna dahi yetmemektedir.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı olarak hayatları boyunca ev dışında çalıştırılmayan, ev içi emeğe hapsedilen eğitimsiz ve iş tecrübesi olmayan çocuklu kadınlar, birden boşluğa düşerek, 300-500 TL’lik bir nafaka ile geçinmek zorunda kalmaktadırlar. Dava süresince bağlanan tedbir nafakası ile dava sonunda bağlanan yoksulluk nafakası, kadını boşanma davası açmaktan vazgeçirmeyecek, dava açtığına pişman ettirmeyecek miktarda olmalıdır.

 

  • ‘Tedbir nafakası’ hakim tarafından talep olmasa bile otomatik olarak kendiliğinden ve acilen bağlanması gereken bir nafakadır. Dava sonunda bağlanacak olan yoksulluk nafakası ile bir ilgisi yoktur. Uygulamada maalesef hakimler tarafından yoksulluk nafakası verilecekmiş gibi yargılama yapılmaktadır, tedbir nafakası birçok durumda aylarca beklenen sosyo-ekonomik durum araştırmasından sonra bağlanmaktadır.

 

  • Yargılamaların uzun sürmesi bir diğer sorundur. Maddi geliri ve düzenli bir işi olmayan nafaka alacaklısı kadınlar, bazen 3-5 yılı bulan yargılama süresince düşük bir nafaka ile geçinmeye çalışmaktadırlar.

 

  • Nafakanın icra takibi yoluyla tahsil edilmesi durumunda, taraflardan alınan masraf ve harcın kaldırılması gereklidir.

 

  • Cezaevinde olan kişiler nafakadan sorumlu tutulmamaktadır, ancak harçlık kayıt defterleri ile nafaka verebilirler veya nafaka sorumlusu tutuklu/mahkûmlar için ayrı bir düzenleme yapılabilir veya vasisi sorumlu tutulabilir.

 

  • Birikmiş nafaka borcu adi borç haline gelmemeli, hapisle tazyik kuralı birikmiş nafakalar için de uygulanmalıdır. Kadınlar ödenmeyen her ayın nafakası için ayrı ayrı hapsen tazyik davası açmak zorunda bırakılmamalıdır.

 

 

  • Şahsen tebligat yapılmadan tazyik hapsinin uygulanmaması sıkıntı oluşturmaktadır, nafaka sorumlusu kişiler kayıt bırakmadıkları için tebligat yapılamamakta ve dolayısıyla tazyik hapsi uygulanamamaktadır.

Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği olarak nafaka tartışmasında kadınların yanında taraf olduğumuzu belirtmek isteriz. Çalıştay’ın sonuçları ilgili bütün kurumlarla paylaşılacak, bu yasal düzenleme konusunda fikirlerimiz Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve ilgili birimlere aktarılacaktır. Öte yandan konuya ilişkin çalışmalarımız sürecek, kadınların şiddetsiz, eşit koşullarda yaşamlarını sürdürebilecekleri yasal haklara ulaşma konusundaki mücadelemiz devam edecektir. Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz. 28.06.2019

«
»